İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) “Güncel Deprem Bölgeleri” haritasına göre, Türkiye’de deprem tehlikesi ile karşı karşıya olan 59 il bulunuyor. Deprem kuşağında yer alan illerde her yıl 20-30 civarında 5 ve üzeri, her 5 yılda bir ise 7 ve üzeri şiddette depremler meydana geliyor. Wan’da 2011 yılında meydana gelen 7.2 ve 5.9 büyüklüğündeki depremlerin kaynağı, daha önce varlığı bilinmeyen Wan Fayı olarak kayıtlara geçti. O yıldan bu yana deprem ile ilgili çalışmaların yoğunlaştığı Wan Gölü Havzası’nda tespit edilebilen 11 tane aktif fay hattı bulunuyor. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Güvenlik Meslek Yüksekokulu Acil Durum ve Afet Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Sacit Mutlu, Türkiye’de deprem fay hatları ve taşıdığı riskleri Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirdi. Afet risk yönetiminin ertelenemez bir zorunluluk olduğunu söyleyen Mutlu, özellikle 2023 Mereş depremleri sonrası yaşanan büyük yıkımın, ülkede afetlere yaklaşımın yeniden ele alınmasını zorunlu kıldığını belirtti.
AFET RİSK YÖNETİMİ OLMALI
Ülkenin deprem gerçeğine bakıldığı zaman, geçmiş dönemden günümüze kadar birçok acı tecrübe olduğunu söyleyen Mutlu, “Ülkemizin deprem gerçeğine baktığımız zaman aslında geçmiş dönemden günümüze kadar birçok acı tecrübe var. Hem tarihsel dönemde hem de aletsel dönemde biz bu tecrübelerin hepsini görebiliyoruz. Yakın zamanda özelikle de Maraş depreminde yaşadığımız büyük kayıp sonrası bizim ülkece yapacağımız iş ve işlemlerde önceliğimizin afet risk yönetimi olması gerekiyor. Ülkeye genel anlamda baktığımız zaman Kuzey Anadolu fayı, Doğu Anadolu Fayı yine batıdaki Horst/Graben (çöküntü ova ve yükselti bloğu) Sistemi ve bizim yaşadığımız coğrafyada bulunan ki bizim tektonik anlamda da Doğu Anadolu sıkışma bölgesi diye ifade ettiğimiz bölge içerisinde birçok aktif fay yer alıyor. Dolayısıyla bu faylar bize zarar veriyor, yapılarımıza ağır hasar veriyor ve yıkıma sebep oluyor, sonuç itibarı ile ciddi anlamda kayıp yaşıyoruz” diye konuştu.
ÖNLEYİCİ FAALİYETLER
Türkiye Afet Risk Azaltma Planı kapsamında Wan’ın da içerisinde bulunduğu İl Afet Risk Azaltma Planları hazırlandığını hatırlatan Mutlu, “Dolayısıyla bu anlamda değerlendirdiğimiz zaman, bizim yaşadığımız 2 türlü kayıp var, bunlardan bir tanesi yapısal hasar, yani binalarımızın deprem esnasında almış olduğu hasar. Bir diğeri de yapısal olmayan hasar, aslında bizim toplum olarak bir binadan dolayı yaşadığımız kayıp söz konusu, bir de afet esnasında doğru davranış şekillerini gerçekleştiremediğimiz için yaşadığımız kayıplar söz konusu. Bunları bütüncül bir anlamda değerlendirdiğimiz zaman afet yönetimine öncelik vermemiz gerekir. Bu kapsamda kamu kurumları olarak gerçekleştirilen iş ve işlemler var, özelikle Türkiye Afet Risk Azaltma Planı kapsamında Van ilinin de içerisinde bulunduğu İl Afet Risk Azaltma Planları hazırlandı. Bu kapsamda ildeki mevcut tehlikeler belirlendi ve toplumun dikkat edeceği hususlar artık biliniyor. Bunun dışında bizim bireysel anlamda da yapabileceğimiz önleyici faaliyetler var” diye konuştu.
‘VATANDAŞLARI BİLİNÇLENDİRMEK GEREKİR’
Vatandaşların afet esnasında doğru davranış şeklini öğrenebilmeleri için de e-devlet’te bir uygulama olduğunu hatırlatan Mutlu, “Ülkemizde 2021 yılı Afet Eğitim Yılı ilan edildi, Afet Eğitim Yılı’nda tüm kurumlar nezdinde bireylerin doğru davranış şeklini uygulayabilmesi için çeşitli eğitimler gerçekleştirildi. Aynı zamanda bizim afet esnasında doğru davranış şeklini öğrenebilmemiz için de aslında e-devlet’te de güzel bir uygulama var. Biz bu uygulama üzerinde de afet öncesinde afetin sırası ve sonrasında yapılması gerekenleri öğrenebiliriz. Afet Eğitim Yılı sonrasında ülkede genel anlamda bir seferberlik ilan edildi, özelikle Maraş depremleri sonrasında artık bireyler afet esnasında doğru davranış şeklinin ne kadar önemli olduğunu anlamaya başladı. Bu kısmi olarak anlaşılıyor, mesela biz üniversite olarak bu eğitimi sürekli fakültelere, meslek yüksekokullarına anlatmaya çalışıyoruz. Aynı zamanda bunu Milli Eğitim de uygulamaya başladı. Afet esnasında doğru davranış şeklini genele yayabilmemiz için toplumda yaşayan tüm bireylerin bunu öğrenmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.
BÖLGEDEKİ DEPREM TEHLİKESİ
Van YYÜ, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA), AFAD ve Belediyeler Birliği işbirliğinde başlatılan “Türkiye Diri Faylarının Paleosismolojik Özelliklerinin Belirlenmesi: Yüksekova-Şemdinli Fay Zonu, Başkale, Erciş ve Tutak Fayı Projesi’ne” değinen Mutlu, “Yürütücülüğünü de Prof. Dr. Azad Sağlam Selçuk hocamızın yaptığı bir proje. Biz bu proje kapsamında Wan ilinde özelikle hakkında çok az bilgi sahibi olduğumuz aktif faylarla ilgili bilgi edinmeye çalıştık. Bizim aslında öğrenmeye çalıştığımız şey şu: Biz bir fayın geçmişini öğrendiğimiz zaman o fayın gelecekteki davranışları hakkında da yorum yapabiliyoruz. Bu kapsamda özelikle Güneydoğu’dan başlayarak Başkale Fayı, Şemdinli Fayı, Yüksekova Fayı ve Kuzey’e doğru geldiğimiz zaman Erciş ve Tutak fayları üzerinde biz bu çalışmaları gerçekleştirdik. Bu faylar üzerinde daha önce bir çalışma gerçekleştirilmemişti. Biz faylar üzerindeki tarihsel deprem verilerine ulaşmaya çalıştık ve bu fayların yıllık kayma hızlarını ortaya çıkarmaya çalıştık. Özelikle bölgede sismik boşluk olarak değerlendirdiğimiz ne aletsel ne de tarihsel dönem içerisinde herhangi yıkıcı bir deprem kaydı bulunmayan Şemdinli-Yüksekova Fay Zonu bizim için önemli bir fay zonuydu. Bu fay zonu, üzerinde yaptığımız gözlemler ve incelemelerde aslında fayın ciddi derecede 7 büyüklüğünde yıkıcı deprem ürettiğine ilişkin kayıtlara da ulaştık. Dolayısıyla bütüncül bir anlamda değerlendirdiğimiz zaman Van Gölü Havzası’nı etkileyebilecek ve Van Gölü çevresinde yer alan fayların ciddi büyüklükte yıkıcı deprem üretebilecek faylar olduğunu biliyoruz. Bu faylar Güneydoğu’ya doğru devam ettiği zaman Kuzey Tebriz Fay Zonu ile birleşiyor. Biz genel itibarıyla değerlendirdiğimiz zaman aslında bölgede ciddi deprem tehlikesi bulunduğunu ifade edebiliriz. Özelikle bu tehlikenin Güneydoğu kısmında daha fazla olduğunu ifade edebilirim” diye belirtti.
‘GEÇMİŞTE YAŞANILAN ACI TECRÜBELER GELECEĞE YÖN VERİYOR’
Mutlu afet yönetiminin tek bir kurumdan değil, bütüncül anlamda genel kurumların işin içerisinde olması gerektiğini dile getirerek, şunları söyledi: “Afet yönetiminin tek bir kurumda değil, bütüncül anlamda aslında genel kurumlarında işin içerisinde olması gerekiyor. Biz Yüzüncü Yıl Üniversitesi olarak, özelikle Yüzüncü Yıl Üniversitesi’ne bağlı Afet Yönetimi Deprem Uygulama ve Araştırma Merkez Müdürlüğü olarak, bölgede hem bilimsel çalışmaları gerçekleştiriyoruz, hem de özelikle toplumsal farkındalığı oluşturmak, bu anlamda bireyleri eğitebilmek, doğru davranış şekillerini öğretebilmek adına da faaliyetler gerçekleştiriyoruz. Aynı zamanda üniversitemizde kurulan Yüzüncü Yıl Üniversitesi Arama Kurtarma Ekibi, biz Maraş depremlerine de müdahale ettik, özelikle kriz anında da müdahale edebileceğimiz bu anlamda gönüllü çalışan hem akademik hem idari personellerimiz mevcut. Geçmişte yaşadığımız acı tecrübelerin bize geleceğe yön vermesi açısından önemli olduğunu düşünüyorum.”
MA / Lütfü Pala
MA