Geçtiğimiz hafta sonu yapılan “İzmir İşçi Sağlığı Günleri”nde işçi sınıfının örgütlenme meselesine dair yürütülen tartışmalarda Kürt sorununun çözümü kapsamında yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin gündeme alınması konusu eksik kalındı. Oysa ülkedeki işçi ve emekçilerin son dönemlerde yaşadığı yoğun hak gaspları, emek sömürüsü ve insanca yaşam koşullarının yoksunluğu, demokratik dönüşüm ve toplum refahı için barışın tesisinin sağlanması önemini artırıyor.
Emekli Pilot Bahadır Altan, işçi sınıfının yaşadığı sorunları ve işçi sınıfının Kürt meselesiyle olan ilişkisini ajansımıza değerlendirdi.
‘İŞÇİ SINIFI SORUNU POLİTİKTİR’
Türkiye’de işçilere reva görülenlerin aslında “işçilere dönük bir savaş” olduğunu belirten Altan, “Türkiye’de 50 yıldır süren savaşın kayıpları ile kıyaslandığında 100 binin üzerinde işçi öldürülmüş. Katilleri var bu cinayetlerin. Bunun anlamı şu; işçi sağlığı, işçi sınıfı bu toplumun bir sorunudur, politiktir” diye belirtti. Her dört saatte bir işçinin ölümünün öyle dile kolay şekilde söylenecek bir şey olmadığını belirten Altan, “Adında sol, sosyalist, işçi geçen hiçbir örgütün böyle bir iş cinayetlerini başat bir sorun olarak ele almaması mümkün değil. Herkesin birinci sorun olarak el alması gereken bir konu bu. Bir savaş adeta. Burjuva sınıfının, kapitalist düzenin işçi sınıfına açtığı bir savaş. Savaşlara karşıysak bu savaşa öncelik vererek hatta karşı olmamız lazım” dedi.
‘SİSTEMDE İŞÇİ CİNAYETLERİ BİTMEZ’
İşçi cinayetlerinin bu sistemde bitmeyeceğinin altını çizen Altan, “Kapitalist sistem sürdüğü sürece devam edecek. Ama bu sistem içinde de bu sistemin hukuku içinde de yapılması gereken şeyler var. Sendikaların, meslek odalarının üzerine düşen o kadar çok görev var ki, ama her hukuk içindeki çözüm arayışları, baktığınızda patronları koruyan tedbirler görülüyor. Örneğin işçi sağlığı, iş güvenliği uzmanları istihdam ettiriliyor kanun gereği. Ama bu asıl sorumluların, sorumlu bir işçi bulması şeklinde ve sorumluluğu onun üzerine yıkması şeklinde işlev görüyor. O yüzden asıl sorumluların sanık sandalyesine oturtulması çok kıymetli. Sorumlu o şef düzeyinde atölye sorumlusu olan şefe yıkan bir patron anlayışı var. Hepsinin kökeninde kar hırsı var, bu kapitalist sistemin. Acele edilmesinin de gerekli tedbirlerin maliyet gerekçesiyle alınmamasının da hepsinin altında sistemin kar odaklı bakması” ifadelerini kullandı.
‘İŞÇİ AİLELERİYLE YÜZLEŞİLMESİ LAZIM’
İnsan odaklı, işçi sağlığı odaklı bakan bir anlayışın meslek örgütlerinin de sendikaların da üzerine düşen çok şey olduğunu ifade eden Altan, “Ama sendikalar, çoğu, büyük çoğunluğu profesyonel bir sendikacılık anlayışıyla yönetildiği için ve patronla işbirliği halinde hep yürüdüğü için sendikal mücadelede ne yazık ki sistemin aparatı durumundalar. Ve bu konuya bırakın önceliği en sonda bile yer vermiyorlar. Lafta kalan, yönergelerin belirlediği ölçüde yer verip bunun dışında içselleştirmiyorlar sorunu. Oysa o işçilerin aileleri burada dinlediğimiz işçilerin ailelerini yüzleştirmek lazım onlarla ki, bu sorunu kendi kendilerinde hissetsinler” diye belirtti.
‘KÜRT MESELESİ SINIF MÜCADELESİNİN TAM ORTASINDA’
İşçi sınıfı meselesinin Kürt sorunundan bağımsız ele alınamayacağına dikkati çeken Altan, şöyle devam etti: “Adında komünist olan bir parti ‘Kürt meselesi işçi sınıfını böler’ diyor. Yine sempozyumun ana mesajı şuydu; bütün dünyanın işçileri, ezilen halklar birleşin. Burada bu ezilen halklar bölümünü çıkartarak söylemek bile bu konudaki duyarsızlığı getiriyor. Birleşmek nedir? Birleşmek eşitlik zemininde olur. Eşitliğin olmadığı bir yerde birleşilebilir mi? Yani bir Kürt işçi, anadilini konuşmayacak, benim dilimi konuşacak. Çocuğuna kendi anadilini öğretmeyecek. Benim dilimi öğretecek. İkinci sınıf vatandaşlığı kabul edeceksin. Kürtlüğünü kabul etmeyeceksin. ‘Türk olacaksın’ denilerek, bu eşitsizlik zeminde sınıf mücadelesi, sınıf birliği olabilir mi? Dolayısıyla bütün savaşlar sınıf mücadelesinin konusudur. Kürt meselesi de sınıf mücadelesinin, sınıf bilincinin tam göbeğindedir. Birlik istiyorsak, işçilerin birliğini istiyorsak, halkların eşitliğini savunmamız lazım. Ancak o zeminde bir birlik olur.”
MA / İbrahim Açıkyer