İran halkının asıl meselesinin “toplumsal meşruiyet” ve “halk iradesi” olduğunu belirten İranlı Gazeteci Seher F., “Biz ne Washington’un, ne Tel Aviv’in ne de körü körüne herhangi bir iktidarın yanındayız. Halkın kendi kaderini özgürce belirleme hakkının yanındayız” dedi.
İsrail ve ABD’nin İran’a dönük saldırıları 19’uncu gününde devam ederken; İran’da iç cephede oluşan rejim karşıtlığı ve yükselen “toplumsal meşruiyet”, “demokrasi” ve “özgürlük” talebi hiç olmadığı kadar yankı uyandırıyor. İran halkının baskıcı rejime karşı yıllardır verdiği mücadelenin bundan sonra nasıl bir ivme kazanacağı ise merak konusu.
İran’da 3 sene gazetecilik yapan ve baskıcı rejim nedeniyle 2019’da ülkeyi terk etmek zorunda kalan Seher F., İran siyasetini ve güncel gelişmeleri değerlendirdi.
Tahran doğumlu ve aslen Tebriz’in Azeri halkından olan Seher F., İran’da neden gazetecilik yapamadığını, “Adına Molla Rejimi, diktatör ya da monarji diyelim fark etmez bu ülkelerde attığın her adımda bir sorunla karşılaşıyorsun. Gazeteciysen yazamıyorsun, muhalifsen ses yükseltemiyorsun. Sistemi istediğin gibi eleştiremiyorsun, bir yerden sonra da otosansüre başlıyorsun. Rahatsız olduğun bir konu var ama haberde bunu yapamıyorsun çünkü haber başlığı, haberde geçen unvan birinin hoşuna gitmiyor. Dolayısıyla elin kolun bağlanıyor. Sadece hapis değil, hapisten idama kadar bir sürü yol var. Yapmak istediğim meslek bir yana başka işlerde çalışmak istediğimde de kadın olmaktan kaynaklı sorunlar yaşadım. Özgürlük hissi beni tetikledi ve o yüzden başka ülkelere göç hikayem başladı” sözleriyle anlattı.
Göç sürecinde kendisinin de yaşadığı temel sorunlardan olan “oturma izni”, “yasal statü kazanma” meselesi yüzünden göçmenlerle çalışmaya başladığını; sigortacılık ve danışmanlık üzerine bir şirket kurduğunu aktaran Seher F., ülkesindeki savaşın yansımaları bir yana yılları bulan rejimin halklara reva gördüğü tek şeyin ise “savaş” olduğunun altını çizdi.
‘REJİM 47 YILDIR İRAN HALKINI HİÇBİR KONUDA TATMİN EDEMEDİ’
Bu konudaki görüşünü ise rejimin 47 senedir İran halkını gerek ekonomik gerekse siyasal anlamda tatmin edemediği üzerine kuran Seher F., bu rejimi ise “diktatör ve eli kanlı bir rejim” olarak tanımladı. Seher F. devamında, “1979’daki İran Devrimi’nden bu yana nefes alacak bir alanımız zaten olmadı. Özgürlük adına bir şey yoktu, ya savaş ya parasızlık ya da ambargo bahaneydi. İçeride doğru düzgün yönetilemedik, yönetemediler. Uğruna savaşlar yapılan petrol refah ve kalkınma olarak bize yansımadı. Ayağımızdaki çizmeden saçımızın teline kadar nefes alacak bir alan bırakmadılar. Kadınlar için saç teli ne ise, erkekler için kısa kollu giyememek de aynı şeydi. Hükümet ile halk arasında büyük bir makas vardı” dedi.
HÜKÜMET VE HALK ARASINDA AÇILAN MAKAS
O makasın bu kadar açılmasının nedenlerini de açıklayan Seher F., rejimin herkesi temsil etmediğinin altını çizerek, “90 milyonun hepsi şeriat mı istiyor? Hayır. Bu bizim ülke gerçeklerinden biri. Rejim ilk geldiği günden itibaren hep bir kavga halindeydi. Halkıyla, dünya ile… Ambargo ekonomik krizlere yol açtı. Yasakları delmek için insanlar ses çıkarmaya başladı. Örneğin ülkede Cumhurbaşkanlığı var ama hepsi bir dini lidere bağlı. Evet derse evet, hayır derse hayır. Bu güç hükümet ve milletin arasındaki makasın açılmasına sebep. Hükümet İran halkının tümünün iradesini hiçbir şekilde temsil etmiyor. Temsil ettiği şey sadece İslam…Yılları bulan bu yönetme hali ise halktan çok sayıda şey götürdü ve halk yıllarca mollalara karşı gelemedi. Siyasal şiddet hali kadınlarda kendini başörtüsü zorunluluğunda gösterdi. Güvenlik güçleri, Devrim Muhafızları, Besic ve asker halkın karşısında durdu. Millet ise birbirine casuslaştı. Yönetsel kriz daha da derinleşti” dedi.
‘JİNA EMİNİ BARDAĞI TAŞIRAN SON DAMLAYDI’
Rejimin özellikle kadınlar üzerinde ayrı bir baskı mekanizması oluşturduğuna değinen Seher F., “Kadınların kamusal alanda yer alması İslami düşünceye göre şekilleniyordu. Rejim devrimin ikinci senesinden sonra başörtüyü zorunlu kıldı. 8 Mart 1981’de direnişe başlayan kadınlar o dönem de yine şiddet ve hapis cezalarıyla karşılaştı. İlk günden bu yana eli silahlı bir anlayış var. Özgürlüğünün kısıtlanması genetiğinde yoksa senin aşamayacağın hiçbir duvar yok. Yıllar geçtikten sonra ‘Beyaz Çarşamba’ eylemleriyle kadınlar cüretlendi. Korku ile gelişen bir beyin bazı şeyleri yapabileceğine inanamaz ki? Biz o zaman bilmiyorduk, çünkü ölümle karşı karşıyaydık. Ama artık o korku eşiği aşıldı. Katledilen Jîna Emînî bardağı taşıran son damlaydı. Artık bizlerin çocukları korkusuz büyümeye başladı. Protestocuların yaşı 10-35 arasıydı, hepsi gençti. Protesto gösterilerini paylaşanlar istihbarat tarafından saatlerce sorguya çekildi ama hükümet de artık kadınların karşısında duramayacağını gördü” diye belirtti.
‘DEMOKRASİ VE REFAH ÜRETMEDİ’
“Biz Molla rejimi ile yıllardır bir savaştayız zaten” diyen Seher F., 7-8 Ocak’ta sayısız kişinin katledildiğini ve İran’ın yalnızca bir rejimden ibaret olmadığını; pek çok etnik kökenin, dilin, mezhebin ve siyasi görüşün bir arada yaşadığı yaklaşık 90 milyonluk bir ülke olduğunu hatırlatarak, ülke gerçekliğine dair yorum yaparken ‘İran halkı böyle düşünüyor’ demenin hem eksik hem de yanıltıcı olduğuna vurgu yaptı. Seher F., “Bugün bir gerçek var. ABD ve İsrail’in Ortadoğu’daki askeri müdahaleleri geçmişte demokrasi, insan hakları ve refah üretmedi. Irak’ta, Afganistan’da ve bölgede yaşananlar ortada. Bu nedenle İran’a yönelik her askeri hamlenin İran halkı için yapıldığı iddiası ikna edici değildir. 7 Ekim 2023 sonrası oluşan yeni bölgesel denklem, İran’ın da bu stratejik hesaplaşmanın bir parçası haline geldiğini göstermektedir ancak burada bir başka gerçeği daha konuşmak zorundayız. Bazı çevreler dış saldırı tehdidi varken İran rejiminin içeride yaptıklarını konuşmanın yanlış olduğunu söylüyor, ‘şimdi zamanı değil’ diyorlar. Ben buna katılmıyorum. Bir ülkeye yönelik dış müdahaleye karşı olmak ile o ülkenin yönetimini desteklemek aynı şey değildir” diye belirtti.
SALDIRILAR VE ADALETSİZLİKLERE KARŞI İLKESEL TUTARLILIK
İran’da yıllardır süren ekonomik kriz, gelir adaletsizliği, yolsuzluk iddiaları, ifade özgürlüğü sorunları ve toplumsal baskıların da bir gerçek olduğunun altını çizen Seher F., özellikle bunları dile getirmenin dış saldırıyı meşrulaştırmak olmadığına değindi. Seher F., konuşmasının devamında şu ifadelere yer verdi: “İlkesel tutarlılık hem dış müdahaleye karşı olmayı hem de içerideki adaletsizlikleri görmeyi gerektirir. Asıl soru şu: Hangi İran’dan bahsediyoruz? Hamaney’in ölümüne sevinip dans edenler de gerçek! Hamaney’in ölümüne üzülüp intikam yemini edenler de gerçek. İki grup da İran toplumunun parçasıdır, birini görüp diğerini yok saymak kolaydır. Ama durumu anlamaya çalışanlar, analiz yapanlar sorumluluk taşıyanlar her iki tarafı da görmek zorundadır.”
İRAN’DA REHBERLİK TARTIŞMASI
İran’daki siyasal sistemin merkezinde “rehberlik makamı” olduğunu ve İran Anayasası’nın 5., 107. ve 109. maddelerinin bu makamı düzenlediği bilgisini veren Seher F., rehberin müctehid düzeyinde dini etkinliğe sahip olması, adalet ve takva sahibi olması, siyasi basiret göstermesi ve yönetim kabiliyetinin bulunması gerektiğini söyledi. “Teorik olarak anayasa gerekli şartları tek bir kişi üstün biçimde taşımıyorsa bir ‘Liderlik Konseyi’ kurulmasına da izin verir” diyen Seher F., sistemin kendi içinde hukuki bir çerçeveye sahip olduğunu ancak meselenin yalnızca anayasal metinler olmadığını özellikle vurguladı.
‘ASIL MESELE TOPLUMSAL MEŞRUİYET VE HALKIN İRADESİ’
Asıl meselenin toplumsal meşruiyet ve halkın iradesi olduğuna değinen Seher F., “Bugün İran’ı tartışırken tek boyutlu düşünemeyiz. Dış müdahaleyi konuşmadan iç siyaseti anlayamayız. İç baskıları konuşmadan dış müdahaleye karşı çıkamayız. ‘Bunu şimdi konuşmayalım’ demek çözüm değildir, tam tersine bugüne gelinmesinde etkili olan tüm unsurları birlikte konuşmak zorundayız” dedi.
‘İRAN HALKININ KADERİNİ ÖZGÜRCE BELİRLEME HAKKI VAR’
“Biz ne Washington’un yanındayız, ne Tel Aviz’in ne de körü körüne herhangi bir iktidarın” sözleriyle taleplerini dile getiren Seher F. son olarak, “Biz İran halkının kendi kaderini özgürce belirleme hakkının yanındayız. Toplumlar kendi geleceklerini dış askeri müdahaleyle değil kendi iradeleriyle belirlerler. İran tarihi bunun örnekleriyle doludur. Gelecekte de belirleyecek kapasiteye sahiptir. Önemli olan gerçekliği tüm yönleriyle görmekten kaçmamaktır. Din ve siyasetin ayrıldığı, dünya ile barışık bir İran istiyoruz. İran, direniş ve mücadele ile yeni bir tarih yazmaya hazırlanıyor” ifadelerini kullandı.
MA