İran, ABD ve İsrail’in saldırıları sonrasında Hürmüz Boğazı’nı kapattığını açıkladı. Bu duyurunun arkasından bölgede tanker hareketliliğinin durduğu, gemi takip sistemlerinde boğazdaki tanker ve yük gemilerinin hızlarının sıfıra indiği gözlemlendi.
GÜNLÜK PETROL SEVKİYATI DURUMU
Arap Yarımadası ve İran arasındaki Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin önemli geçiş noktalarından biri olarak, günlük yaklaşık 20 milyon varil ham petrol ve petrol türevini dünya pazarlarına ulaştırıyor. Bu hacim, global petrol arzının odak noktalarından birine karşılık geliyor.
PETROL FİYATLARINDA YÜKSELMELER YAŞANABİLİR
Uluslararası veri şirketi kaynaklarına göre, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının küresel piyasalar üzerinde ciddi etkiler yapabileceği belirtiliyor. Yapılan değerlendirmelere göre, boğazda tam kapanma yaşandığında petrol fiyatları varil başına 150 dolara kadar tırmanabilir. Bunun, küresel büyümeyi yaklaşık yüzde 1,5 oranında baskılayabileceği, altın fiyatlarını 6 bin 500 doların üzerine çıkarabileceği ve ABD enflasyonunu yeniden yüzde 4,5 seviyelerine yaklaştırabileceği öngörülüyor.
SERT FİYATLANMALAR OLASI
Enerji akışında yaşanacak en küçük bir aksama bile fiyatlarda yukarı yönlü hareketlenmelere neden olabiliyor. Yetkili kaynakların analizlerine göre, boğazdan enerji akışının yarı oranda azalması durumunda petrol fiyatlarının 110 dolarlara ulaşabileceği, İran kaynaklı sınırlı arz azalmasının bile fiyatların 90 dolara tırmanmasına yol açabileceği belirtiliyor. Ayrıca, tam kapanma durumunda Brent petrolün 130–150 dolar aralığına yükselebileceği öngörülüyor. Avrupa’da doğal gaz fiyatlarının ise TTF referansında 74 euro/MWh seviyesine ulaşması muhtemel görülüyor. ABD ise LNG konusundaki bağımlılık düzeyi nedeniyle bu krizden Avrupa’ya kıyasla daha az etkileneceği tahmin ediliyor.
KÜRESEL BÜYÜME ÜZERİNDE ETKİLER BEKLENİYOR
Artan enerji maliyetleri, üretim ve lojistik masraflarını artırarak maliyet enflasyonunu tetikleyecek. Enerjiye bağımlı olan sektörlerde fiyat artışlarının hızlanmasının yanı sıra, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde fiyat istikrarında bozulmalar yaşanabilir. Boğazın tamamen kapanmasının küresel gayrisafi yurtiçi hasılada (GSYH) yaklaşık yüzde 0,8 oranında bir daralma yaratabileceği öngörülüyor. Uzun süreli çatışmalar ise özellikle gelişmekte olan ekonomileri olumsuz etkileyecek. Enerji bağımlılığının bazı ülkelerde yüzde 80-95 seviyelerine yükselmesi, gıda enflasyonu ve yaşam maliyeti krizini de derinleştirebilir.
TEDARİK ZİNCİRİNDEKİ AKSAMALAR
Jeopolitik gerginlik yalnızca enerji fiyatlarını etkilemekle kalmayıp, deniz taşımacılığı üzerinde de doğrudan etkiler oluşturabiliyor. Bölgedeki askeri ve siyasi gerilimlerin artması, sigorta primleri ve navlun ücretlerinde artışa neden oluyor. Alternatif güzergahlar, örneğin BAE’nin Fujairah hattı veya Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’e uzanan boru hatları, sınırlı kapasitelere sahip olduğu için dünya genelindeki tedarik zincirindeki kırılganlığı da artırmaktadır.
ETKİLENEN ÜLKELER
Petrol fiyatlarındaki artış, karbon kaynakları ithal eden ülkeleri ekonomik olarak zor duruma soksa da, üretici ülkeler için gelir artışı anlamına geleceği ifade ediliyor. Özellikle Ukrayna Savaşı nedeniyle mali sıkıntılar yaşayan Rusya için petrol gelirlerindeki artış, bütçeyi rahatlatabilir. Benzer şekilde Körfez ülkeleri için petrol fiyatlarındaki artış uzun vadede avantaj sağlayabilir. Hürmüz Boğazı’nın kapandığı takdirde enerji tedarikinde hangi ülkelerin risk altında olduğu incelendiğinde, en çok zarar görecek olanların başında Avrupa Birliği (AB) üyeleri ve Çin gelmektedir. Rusya’ya uygulanan ambargolar sonrası AB, enerji ihtiyaçlarını karşılamak için Körfez ülkelerine daha fazla yönelmeye başlamıştır. Hürmüz Boğazı’nın kapanması durumunda, bu durumdan en fazla etkilenecek olan yine AB üyesi ülkeleri olacaktır. Çin kısa vadede zorluk yaşayacak olsa da, Rusya’dan sağlayacağı ek arzla bu açığı kapatabilir. ABD ise son yıllarda üretim artışı sağlayarak net ihracatçı bir konumda bulunuyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanması durumunda AB için en önemli alternatif kaynak ABD olacaktır ki bu, AB ülkeleri için daha fazla ABD’ye bağımlılık anlamına geliyor.