Türkiye’nin himayesinde olan HTŞ yönetimi, Suriye’de azınlıklara yönelik işlenen savaş suçlarını “ordudan” bağımsız “bireysel aşırılıklar” şeklinde tanımlayarak örtmeye çalışıyor. Suriye’de farklı mezhep ve etnik yapılara karşı resmi üniformalılar tarafından yürütülen organize şiddet hep aynı açıklamalarla gerekçelendiriliyor. HTŞ ve DAİŞ unsurlarının yapmış olduğu katliamlar ve ağır hak ihlalleri “bireysel aşırılıklar” olarak lanse ediliyor. HTŞ yönetimi bu açıklama ile kamuoyundan yükselen tepkileri düşürmeye çalışırken aynı zamanda yapmış olduğu katliamlardaki sorumluluğunu inkar ediyor.
HTŞ bu yöntemi ilk defa izlemiyor. Mart 2025’te kıyı şeridinde Alevilere yönelik yaptığı katliamlar sırasında da aynı yönteme başvurdu. Temmuz 2025’te Süveyda’da Dürzilere yönelik yapılan saldırılarda da aynı açıklamalarda bulunmuştu. Rojava’ya yönelik başlatılan etnik temizlikte de aynı açıklama tekrarlandı.
SOMUT İSİMLER VEYA CEZALAR PAYLAŞILMADI
“Suriye Savunma Bakanlığı Güvenlik ve Askeri Polis Komutanlığı”, Rojava’da kadın, çocuk ve sivillere yönelik açığa çıkan suçlara dair 22 Ocak’ta yazılı bir açıklama yaparak, askerlerin “yasalara aykırı bazı ihlal ve davranışlar” sergilediğini kabul ederek, tepkiyi düşürmeye çalıştı. Açıklamada, insan onuruna yönelik eylemlerin “bireysel” olduğu ileri sürülerek, “Bu davranışlar bireyseldir ve ordunun genel disiplinini yansıtmamaktadır” denildi. Söz konusu açıklamada “askerler” hakkında yasal prosedürlerin işletildiğini ve soruşturmaların sürdüğü öne sürüldü.
HTŞ yönetimi, “ordu” olarak tanımladığı paramileter yapıyı “ülkenin tüm bileşenlerini kapsayan toplumsal bir kalkan” olarak lanse etse de Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) gibi örgütler, savaş suçlarının sistematik olduğunu raporlarla açılıyor.
VAHŞETİ “OPERASYON TAŞMALARI” OLARAK NİTELENDİRİLDİ
6 Mart 2025’te Alevi nüfusun yoğun yaşadığı Lazkiye, Tartus ve Hama bölgelerinde yapılan katliamlarda da aynı dil kullanıldı. SOHR verilerine göre o dönem en az 745 sivil öldürüldü, yüzlerce ev yağmalandı ve sivil infazlar gerçekleştirildi. HTŞ’nin başında bulunan Colani, 10 Mart 2025’te yaptığı açıklamada, güvenlik güçleri ile Eski Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a sadık olduğunu iddia ettiği Aleviler arasındaki “şiddet olaylarını araştırmak üzere komiteler kurduklarını” ileri sürdü. Ahmed El Şara, olayları “müttefik bile olsa sorumlu tutulacak bireysel aşırılıklar” olarak tanımladı ve “kapsayıcı bir Suriye” vadetti. Ancak Uluslararası Af Örgütü ve Birleşmiş Milletlerin (BM) raporları, bu komitelerin etkin olmadığını, katliamların “yargısız infaz” niteliğinde olduğunu ve cezaların uygulanmadığını kaydetti. SOHR, sadece Lazkiye kırsalında iki günde yüzlerce ölüm raporladı ama HTŞ yönetimi bunları “rejim kalıntılarına yönelik operasyon taşmaları” diye savundu.
DÜRZİLER İÇİN DE AYNIŞ ŞEY SÖYLENDİ
Temmuz 2025’te Süveyda vilayetinde Dürzi topluluğuna karşı yürütülen operasyonda da aynı açıklamalar yapıldı. 15 Temmuz 2025 tarihinde HTŞ’ye bağlı dinci gruplar, Dürzilere karşı operasyon başlattı. Evler yağmalandı, dini yapılar tahrip edildi ve yüzlerce sivil öldürüldü. Dürzi liderler, olayları “soykırım” olarak nitelerken, HTŞ yönetimi 16 Temmuz 2025’te resmi kanallardan operasyonun katliama dönüşmediğini, “kontrolden çıkan unsurların bireysel eylemleri” olduğu savunuldu. Geçiş hükümeti yetkilileri, “Dürzi toplumuna karşı tutumumuz kapsayıcıdır, ihlalleri soruşturacağız” dese de kamuoyuna yansıyan bir işlem olmadı. HTŞ ve unsurları, İsrail’in müdahalesi sonrası 17 Temmuz 2025’te geri çekildiler.
HER KATLİAM SONRASI AYNI HİKAYE
HTŞ ve bağlı güçler, yaptıkları her katliamın ardından “bireysel aşırılıklar” diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışıyor. Suriye Azınlık Hakları Gözlemevi gibi kurumlar ise ağır insan hakları ihlallerin “en yüksek seviyede” devam ettiğini kaydediyor.
Ömer Güngör / MA