Pekin’in Latin Amerika’daki Nüfuz Çabaları
Bildirildiğine göre, Pekin son 20 yıl içinde Latin Amerika’daki etkisini artırmaya yönelik çok sayıda girişimde bulundu. Bu çabaların arkasında sadece ekonomik kazanımlar değil, aynı zamanda jeopolitik hedefler yatıyor; en büyük rakibinin sınırlarında stratejik bir varlık oluşturma isteği öne çıkıyor. Arjantin’deki uydu izleme istasyonlarından Peru’daki limanlara, Venezuela’ya sağlanan ekonomik desteklere kadar uzanan bu ilerleme, ABD yönetimleri için sürekli bir kaygı oluşturmuş durumda. Özellikle Trump yönetiminde bazı yetkililer, ABD başkanının Maduro’ya karşı attığı adımların kısmen Çin’in etkisini dengelemeye yönelik olduğunu ifade etti. Trump, Pekin’in borç karşılığında Venezuela’dan ucuz petrol sağlama günlerinin “sona erdiğini” belirtti.
TÜM KAPILARI KAPATMA MESAJI
Trump, bu perspektifi net bir şekilde ifade etti. Petrol yöneticileriyle yaptığı bir toplantıda, Çin ve Rusya’nın komşu olmasından duyduğu endişeyi dile getirerek, “Çin’e de Rusya’ya da söyledim: Sizinle çok iyi geçiniyoruz, sizi çok seviyoruz ama sizi burada istemiyoruz, burada olmayacaksınız” dedi. Trump, artık Çin’e “iş yapmaya açık olduklarını” ileteceğini, Çin’in “ister oradan ister ABD’den istedikleri kadar petrol satın alabileceğini” de ekledi. 3 Ocak sabahı gerçekleşen ve ABD komandolarının Karakas’a girişiyle Maduro ve eşinin yakalandığı operasyonda, Pekin’in çıkarları ciddi şekilde zedeleme getirdi. ABD kuvvetlerinin devre dışı bıraktığı hava savunma sistemleri, Çin ve Rusya tarafından sağlanmıştı. Trump, yaptırımlar altındaki 30 milyon ila 50 milyon varil petrolün artık ABD’ye gönderileceğini bildirdi. Uzmanlara göre Maduro’nun yakalanması, Pekin’in Amerika kıtasındaki etkisinin sınırlı olduğunu gösteriyor.
ÇİN’İN KENDİSİNİ GÖRMEYE DAVET EDİYOR
Savunma Demokrasileri Vakfı’ndan uzman Craig Singleton, saldırının Çin’in “büyük güç söylemi ile Batı Yarımküre’deki gerçek erişimi arasındaki uçurumu” ortaya çıkardığını belirtti. Singleton, “Pekin diplomatik olarak itiraz edebilir, ancak Washington doğrudan baskı uygulamaya karar verdiğinde ne ortaklarını ne de varlıklarını koruyabiliyor” ifadelerini kullandı. Çin’in Washington’daki büyükelçiliği, ABD’yi “tek taraflı, yasa dışı ve zorba eylemlerini” kınadı. Büyükelçilik sözcüsü Liu Pengyu, “Çin ile Latin Amerika ve Karayip ülkeleri dostane temaslar ve iş birliği yürütmektedir. Durum nasıl gelişirse gelişsin, dost ve ortak olmaya devam edeceğiz” sözleriyle durumu değerlendirdi. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, “Çin Batı Yarımküre’deki konumu konusunda endişe duymalı” denilerek, bölgedeki ortakların Çin’in kendilerini koruyamayacağını giderek daha net gördükleri vurgulandı.
ÇELİŞKİLİ BİR POLİTİKA GÖRÜNÜMÜ
Trump yönetimi, Pekin’e yönelik yaklaşımında çelişkili bir tutum sergiliyor. Ticaret savaşını hafifletmek amacıyla bazı tavizler verirken, diğer yandan Tayvan’a daha fazla destek sağlıyor. Venezuela operasyonu ise ABD’nin politika yöneliminin daha sert bir hale geldiğini gösteriyor. Nitekim, bu operasyonun zamanlaması Pekin için oldukça sıkıntılı oldu. Maduro, başkanlık makamından düşmesinden saatler önce, Karakas’ta Çin’in Latin Amerika özel temsilcisi Qiu Xiaoqi ile bir görüşme gerçekleştirmişti. Bu durum, ABD askeri güçlerinin gizlice harekete geçtiği bir dönemde, Pekin’in hazırlıksız yakalandığını gösteriyor.
ÇİN’İN YATIRIMLARI VE RİSKLERİ
Uzun bir süre boyunca, Pekin Venezuela’nın petrol rafinerilerine ve altyapısına yoğun yatırımlar yaparak, ABD ve müttefiklerinin uyguladığı yaptırımların sıkılaşmasının ardından ekonomik bir dayanak oluşturdu. Çin, Rusya ile birlikte Venezuela ordusuna da finansman sağladı. Ancak, gelişmiş ABD askeri uçaklarını tespit edebildiği belirtilen radar sistemleri, ABD güçlerinin başarısını durdurmakta yetersiz kaldı. Hudson Enstitüsü’nden uzman Michael Sobolik, “Dünyanın herhangi bir yerinde Çin savunma ekipmanı kullanan her ülke şu anda hava savunmalarını kontrol ediyor ve ABD’ye karşı ne kadar güvende olduklarını sorguluyor” dedi. Sobolik, “Aynı zamanda Çin’in İran ve Venezuela’ya verdiği diplomatik güvencelerin, ABD ordusu sahaya indiğinde nasıl sıfır düzeyinde gerçek korumaya dönüştüğünü de görüyorlar” ifadelerini kullandı.
YENİ BASKILARLA KARŞILAŞILABİLİR
Çin, ilerleyen günlerde başka baskılarla da karşılaşabilir. Pekin, Küba’daki etkisini artırmaya çabalarken, ABD, burada bir istihbarat faaliyeti yürütüldüğünden şüpheleniyor. Çin, bu iddiaları reddetse de geçen yıl Küba ile daha iyi istihbarat paylaşımı yapacaklarına dair taahhütte bulundu. Venezuela’daki operasyon sonrasında Trump, Venezuela petrolünün kesilmesinin Küba’yı olumsuz etkileyeceğini, ancak ülkenin kendi kendine çökme aşamasında olduğunu belirtti. Trump yönetimi ayrıca, Atlantik ve Pasifik okyanuslarını birleştiren kritik su yolu olan Panama Kanalı çevresindeki Çinli şirketlerin işletmelerinden uzaklaştırılması için harekete geçiyor. Bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, ABD’nin kanal çevresindeki Çin etkisinden “endişe duymaya devam ettiğini” ifade ederek, Panama’nın Pekin’in Kuşak ve Yol Girişimi’nden çekilmesini takdir ettiğini söyledi. Uzmanlar, Çin bölgeden geri çekilmiş gibi görünse bile, Venezuela’daki uzun süreli bir ABD askeri varlığı ya da güvenlik durumunun kötüleşmesinin, Pekin için yeniden fırsatlar doğurabileceğine dikkat çekiyor. Asya Topluluğu’ndan Daniel Russel, Trump döneminde Washington’un bölgedeki siyasetini değiştirmesinin, Pekin’in işine yarayabileceği görüşünde. Russel, “Pekin, Washington’un Asya’nın Çin’in etki alanı olduğunu kabul etmesini istiyor ve ABD’nin Venezuela’da bataklığa saplanmasını umut ediyor” dedi.