İktisatçı Mustafa Durmuş, ABD/İsrail’in kaybettiği savaşı ve dünya için sonuçlarını değerlendirdiğini yazısında
Trump ve Netanyahu’nun başını çektiği emperyalist-Siyonist ittifak, İran’a açtığı savaşı kaybediyor. Öyle ki Amerika’nın ünlü ana akım gazetelerinden biri olan Wall Street Journal Gazetesi bile şöyle bir paylaşımda bulunarak bu gerçeği kabul ediyor:
Kısaca WSJ gazetesi, Trump’ın saldırganlığının ve aşağıda yer alan küfürlü açıklamalarının, ABD ve İsrail’in savaşı kaybettiğinin dolaylı bir itirafı olduğunu söylüyor.
TRUMP SAVAŞA NASIL İKNA EDİLDİ?
Trump’ı savaşa sokan etkenler arasında; İsrail/Netanyahu faktörü olduğu kadar (daha önceki bir yazımızda da sözünü ettiğimiz gibi), ABD ekonomisinin içinde bulunduğu kötü durum (kâr oranlarındaki düşüş, yapay zekâ balonunun sönmesi, verimliliklerin azalması) ve ABD emperyalizminin uluslararası arenada, özellikle de Çin karşısında, hegemonya kaybetmesi gibi etkenler ön plana çıkıyor.
Buna rağmen (ABD kökenli dev petrol şirketlerinin çıkarları ve beklentileri farklı olsa da), ABD’deki finans kapital ve büyük atılım içinde olan teknoloji şirketlerinin Trump’ı savaştan caydırması beklenebilirdi.
Petrol şirketleri ve teknoloji sektörü savaşa destek verdi
Tam tersine, bu şirketler bunu yapmadılar zira Trump şu ana kadar özellikle de “Müthiş 7’li” olarak adlandırılan bu teknoloji devlerine, ABD tarihinde görülmemiş finansal ve idari destek sağladı. Bu durum da borsaların tavan yapmasıyla sonuçlandı. Şişirilen balonlar onları müthiş ölçüde zenginleştirdi. İşte bu nedenden dolayı, ABD’yi yöneten plütokratların bir kesimi, Trump’ın savaş kararına karşı çıkmadı.
Trump’ın ikinci başkanlık döneminin ilk yılından bir görüntü hâlâ hafızalarda olmalı. Göreve başlama töreninde sıraya dizilmiş teknoloji milyarderleri yani Silikon Vadisi’nin devleri ve yapay zekâ teknolojisi devriminin sözde öncüleri orada oturuyor ve Trump’ı itaatkâr okul çocukları gibi alkışlıyorlardı. Bir yıl boyunca da onun desteğini alabilmek için, onu alkışlamaktan, ona nezaket ziyaretleri yapmaktan ve övgüler yağdırmaktan vaz geçmediler.
100 yıl önceki “büyük sermaye-faşizm ittifakı” hortluyor mu?
Amerikalı teknoloji milyarderlerinin otoriter-emperyalist siyasetle ittifak kurması, 1930’larda Almanya’daki devlet-sanayi iş birliğini anımsatıyor. O dönemde sanayi elitleri (kömür ve çelik devleri) faşist Hitler’in iradesine boyun eğmişti. Faşizm ve onun savaş makinesi, Almanya’nın ağır sanayisinin Hitler ile iş birliği yapması sayesinde güçlenmişti. Bugün, sanki bir kez daha, petrol ve teknoloji sektörlerindeki büyük sermaye imparatorlukları körü körüne faşizme doğru yelken açıyor gibi bir gidişat söz konusu. (1)
“ROMA’YI YAKMAYA” HAZIRLANIYORLAR
Diğer taraftan, Trump’ın Körfez’den çıkan gemilere (ki yüzde 90’ı Çin’e ve diğer Doğu Asya ülkelerine petrol ve gübre taşıyan gemilerden oluşuyor) abluka uygulama kararı, küresel ekonomiye yönelik kasıtlı bir ekonomik sabotaj eylemidir. Bu eylemi, Trump’ın ve Netanyahu’nun stratejik ve askeri yenilgilerine karşı bir intikam olarak değerlendirmek de mümkün.
ABD ve İsrail şimdi, dışa doğru yayılıp tüm dünyayı saracak küresel bir resesyona (belki de stagflasyona) yol açacak ve yüksek enflasyon, ödeme güçlüğü ve borç krizi, şirket iflasları, kitlesel işsizlik ve önümüzdeki uzun yıllar boyunca ölümlerle sonuçlanacak kemer sıkma uygulamalarıyla neticelenecek olan ekonomik yangını ateşliyor.
Üstelik dünya hâlihazırda ciddi bir küresel krizin içindeyken bunu yapmaktan çekinmiyorlar. Öyle ki fosil yakıtlar; ham petrol, dizel, uçak yakıtı, benzin, sıvılaştırılmış doğal gaz, gübre ve gıdada kıtlık ve fiyatların hızla yükselmesi gerçeğiyle karşı karşıyayız.
FOSİL YAKITLARA BAĞIMLILIK GERÇEĞİ
Oysa bunların hepsi küresel ekonominin üretimini ayakta tutan girdiler ve/veya temel geçim maddeleridir. Örneğin, sadece Afrika, Hindistan ve Latin Amerika’daki düşük ve orta gelirli ülkelerdeki milyonlarca insan değil, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu diğer pek çok ülke yaşamlarını sürdürebilmek için petrole ihtiyaç duyuyor. Bu yüzden de petrol fiyatlarının hızla yükselmesi, emekçi halkların geçim kaynaklarına büyük zarar verecek, yaşam maliyetlerini daha da artıracak ve onlara acı çektirecektir.
Ayrıca Körfez ülkelerinde bol miktarda bulunan fosil yakıtlar, MR makinelerine güç sağlayan helyumdan, mahsulü artıran gübreye ve tabii ki araçlara güç sağlayan benzine kadar sayısız ürünün vazgeçilmez bileşenleridir.
Fosil yakıtlar, ayrıca tüm modern teknolojinin yapı taşları olan yarı iletkenlerin üretimi için de hayati öneme sahiptir. Bu yüzden de üretimde bir aksama, sadece tüketici ve ticari elektronik ürünlerinin tedarikini zorlamakla kalmayacak, aynı zamanda şirketlerin veri merkezi inşaatına yüz milyarlarca dolar aktardığı bir dönemde, yapay zekâ bilgi işlem kapasitesinin büyümesini ciddi şekilde aksatacaktır.
YAPAY ZEKÂ KRİZİ SOMUTLAŞIYOR
Dünyadaki yongaların (çip) büyük çoğunluğu Asya’da üretiliyor. Tayvan Yarı İletken Sanayi Şirketi’nin (TSMC) merkezi olan Tayvan, bu alandaki bir dev, belirli üst düzey yongaların tek üreticisi ve Apple, Nvidia ve Qualcomm gibi şirketlerin başlıca tedarikçisi konumunda. Diğer yarı iletken üretim tesisleri Güney Kore’de ve Güneydoğu Asya’nın çeşitli bölgelerinde bulunuyor. Ancak yarı iletkenler Doğu ve Güneydoğu Asya’da üretilse de yoğun ve hassas üretim süreci için gerekli hammaddelerin çoğu Orta Doğu’dan geliyor. Çipler, dışardaki havadan yaklaşık on bin kat daha temiz olan tozsuz temiz odalarda üretiliyor ve bu süreç brom, helyum ve sülfürik asit gibi onlarca kimyasal bileşeni gerektiriyor. (2)
Yani savaş yüzünden yarı iletkenlerin istikrarlı akışında yaşanan mevcut aksaklıklar, ABD ekonomisinin artık asıl sürükleyicisi konumuna gelmiş olan yapay zekâ teknolojisinin ilerletilebilmesini zorlaştırabileceği gibi, yapay zekâ kaynaklı borsa balonunun da beklenenden daha hızlı patlamasıyla ve 2008 krizinden daha derin bir küresel krizin patlak vermesiyle sonuçlanabilir.
Sonuç olarak
Trump önderliğinde ABD emperyalizmi, sadece İran savaşını kaybetmekle kalmadı, aynı zamanda içinden doğduğu kapitalist sistemi de yeni ve büyük bir krize sürüklüyor. Nitekim Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) son raporu (3) çok açıkça olmasa da bu gerçeği kabullenen tespitlerde bulunuyor. Nisan ayında yayımlanan bu raporda;
ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın; küresel ekonomik büyümeyi yavaşlatabileceği, enflasyonu körükleyebileceği ve dünya çapında bir resesyon ile enerji krizi riskini artırabileceği uyarısında bulunuluyor. Bu etkilerin boyutu ise çatışmanın süresine ve boyutuna bağlı olacak: “Şokun nihai boyutu, çatışmanın süresi ve ölçeğine – ve çatışmaların sona ermesinin ardından enerji üretimi ve nakliyesinin ne kadar çabuk normale döneceğine” bağlı olacak ve etkilerin bölgeye göre farklılık gösterecek”.
Savaşın sınırlı kalacağı varsayımıyla, küresel büyümenin 2026’da yüzde 3,1, 2027’de ise yüzde 3,2 olacağı tahmin ediliyor. Bu rakamlar son dönemdeki sonuçların altında ve salgın öncesi ortalamaların oldukça gerisinde. Küresel enflasyonun 2026’da yükselip 2027’de yeniden düşüşe geçmesi bekleniyor. Baskılar, gelişmekte olan piyasalar ve azgelişmiş ekonomilerde, özellikle de önceden var olan kırılganlıkları olan emtia ithalatçılarında yoğunlaşıyor. Riskler belirgin bir şekilde aşağı yönlü. Uzun süren bir çatışma, daha derin jeopolitik parçalanma, (yapay zekâ) kaynaklı verimlilik konusunda hayal kırıklığı veya yeniden tırmanan ticaret gerilimleri büyümeyi zayıflatabilir ve piyasaları tedirgin edebilir. Yüksek kamu borcu ve zayıflamış politika tamponları kırılganlığı artırıyor.
Savaşın devam ettiği “olumsuz” bir senaryoda ise ekonomik büyüme yüzde 2,5’e düşebilir ve enflasyon yüzde 5,4’e yükselebilir. IMF’nin “enerji arzındaki aksaklıkların gelecek yıla da uzandığı, enflasyon beklentilerinin belirgin şekilde sarsıldığı ve finansal koşulların keskin bir şekilde sıkılaştığı” olarak tanımladığı “ciddi senaryoda” ise, küresel büyüme bu yıl ve gelecek yıl yüzde 2’ye gerilerken, enflasyon yüzde 6’yı aşacaktır.
Bu, aslında sadece küresel bir resesyon değil, daha ziyade bir stagflasyon (durgunluk ve enflasyonun bir arada görüldüğü bir kriz biçimi) demektir. Nitekim 1973-74 ve 1979-80 petrol şokları sonrasında stagflasyon ortaya çıkmıştı.
Stagflasyon halinde hükümetlerin uygulayabileceği ekonomi politikaları da sınırlı olacak ancak enflasyonu durdurabilmek için faiz oranlarının yükseltilmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu da ekonomilerin daha da küçülmesi, işsizliğin ve yoksulluğun artmasıyla sonuçlanacaktır. İhracata ve ithalata bağımlı ve/veya yüksek borçlu ülkelerde savaşın etkileri ise çok daha ağır olacaktır.
Özetle, kapitalizmin savaşsız hali kadar, savaş içindeki hali de dünya halkları açısından son derece kötüdür.
Anahtar sözcükler: ABD/İsrail-İran savaşı, Emperyalizm, Kriz, Müthiş 7’li, Tekno şirketler, Yapay zekâ.
Dip notlar:
https://www.socialeurope.eu/from-hitlers-industrialists-to-trumps-tech-bros-the-case-for-democracy-at-work (13 Nisan 2026).
https://prospect.org/2026/04/13/how-iran-war-threatens-ai-economy-semiconductors-supply-chain-strait-hormuz (13 Nisan 2026).
Haber Merkezi