Sosyalist Kadınlar, Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Azad-TJA) üyesi Sebahat Tuncel’in katılımıyla Sosyalistler Partisi (SOLDEP) Genel Merkezi’nde Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair söyleşi düzenledi. Söyleşi, SOLDEP Merkezi Koordinasyon Kadın Sorumlusu Merve Vargeloğlu’nun açılış konuşması ile başladı. Ardından söz alan Sebahat Tuncel de sürecin kadınlar tarafından tartışılmasının önemine dikkat çekti.
Sebahat Tuncel, kadınların sadece 8 Mart ve 25 Kasım gibi belirli günlere sıkıştırılarak, daha çok mağduriyeti üzerinden ele alan ve bununla mücadele eden bir kadın hareketi ile karşı karşıya olunduğunu belirtti. Sebahat Tuncel, “Biz kadınlar olarak hayatı yaratıyoruz ve yaşamın her alanında varız. Bu yüzden 1 Mayıs’a giderken de Ortadoğu siyasetinde de Türkiye siyasetinde de kadınlar olarak var olmak bizim açımızdan önemli” dedi.
Kadınların, sadece kadınlarla ilgili konulara değil, kadınların yaşamıyla kesişen tüm alanlara dair konuşması gerektiğini söyleyen Sebahat Tuncel, “Barış sadece Kürt meselesinin çözümü anlamında değil, kapitalist modernitenin de erkek egemenliğinin de kadına açtığı bir savaş var. Bu savaşa karşı da bir barış mücadelesine ya da özgürlük mücadelesine ihtiyacımız var. Barışı sadece devlet ve Kürtler arasında bir mesele olarak görme ve kendisini bunun dışında tutma hali var. Bu çok ciddi bir problem” şeklinde konuştu.
‘KADINLARIN BARIŞ MÜCADELESİNİ NASIL VERECEĞİ ÖNEMLİ’
Sebahat Tuncel, Ortadoğu’da süren sıcak savaş ortamında barışı konuşmanın daha anlamlı olduğunu söyleyerek, “Bir yandan erkek egemen kapitalist sistemin halklara ve topluma açtığı savaş, bunun karşısında bir yandan barış mücadelesi bir yandan da Üçüncü Paylaşım Savaşı diye adlandırdığımız sıcak savaş var. Kadınlar olarak barış mücadelesini nasıl vereceğimizi bu yüzden konuşmakta fayda var” dedi.
‘TEHLİKE DEVAM EDİYOR’
7 Ekim’le birlikte Ortadoğu’yu tamamen saran bir savaş stratejisinin devreye konulduğuna dikkat çeken Sebahat Tuncel, “Suriye bağlamında Şara’nın iktidara getirilmesi çözüm getirmedi, sorun devam ediyor. Savaş ve saldırı, biçim değiştirerek devam ediyor. Ortadoğu çoklu kimliklere sahip. Demokratik bir sistemin henüz kurulmamış olması, orada halklar için tehlikenin devam etmesine neden oluyor” diye belirtti.
‘ÜÇÜNCÜ YOL, DEMOKRATİK ORTADOĞU’DUR’
Türkiye’nin Ortadoğu’da yaşanan savaşlar ve yaşanan krizden kurtulmak için Kürtler ile bir ittifak kurduğunu söyleyen Sebahat Tuncel, “Realist olan da budur. Devletin esasta Kürtlere yönelik stratejisi değişmedi. Kürtler varlığı henüz tanınmıyor. Varlığı olmayanın özgürlüğü de olmaz. Bir savaş sürecinde, savaş koşullarında barış konuşuyoruz. Bu durumun zorlukları da var. Bu yüzden sadece barış meselesini sadece Kürtler açısından, sadece Türkiye açısından konuşmak değil; İran, Irak, Lübnan, Filistin açısından konuşmak çok önemlidir. Burada Sayın Öcalan’ın “Üçüncü Yol” diye ifade ettiği, ne mevcut statüko ne de emperyalist müdahaledir. Bu ikisinin dışında başka bir seçenek daha vardır; o da tüm inançların bir arada kendi varlıklarını koruduğu, birbirini tanıdığı, kimliklerine saygı duyduğu ama birbirlerinin haklarını da güvence altına aldığı demokratik bir Ortadoğu’dur. Egemenler de bunu engellemek istiyor” diye konuştu.
‘ÜÇÜNCÜ YOL BİZİ ÖZGÜRLÜĞE TAŞIYACAKTIR’
Barış mücadelesinin kadınlar için bir tercih değil, zorunluluk olduğunu kaydeden Sebahat Tuncel, devamla şunları kaydetti: “Barışı konuşurken bir bütün olarak Ortadoğu barışını konuşmak önemlidir. Ortadoğu barışı için de iki önemli merkez vardır; biri Kürdistan sorunu, diğeri Filistin sorunudur. Ortadoğu halklarının birlik ve dayanışmasını esas alan bir Üçüncü Yol siyaseti bizi özgürlüğe taşıyacaktır.
KAMUSAL GÖRÜNÜRLÜLÜĞÜ ZORUNLU KILIYOR
Sol sosyalist kadın hareketinin zayıflığı, kapitalist sistemin kendisini yeniden kurmasına neden oluyor. Savaşın son bulması aynı zamanda antikapitalist olmayı gerektirir. Savaş karşıtlığı ahlaki ve politik bir meseledir; ama savaşa karşı olmak yetmez. Nasıl yaşamak istediğimiz sorusuna cevap verip, yaşamak istediğimiz yaşamı örgütlemek ile birlikte yürürse anlamlı olur.
O zaman ne yapacağız? Biz bu öfkemizi, bu itirazımızı örgütleyerek erkek egemen kapitalist sisteme alan daraltacağız. Savaş politikalarına karşı barışı inşa edeceğiz. Buradan da bakınca bu, örgütlü bir mücadeleyi ve kamusal görünürlüğü zorunlu kılar.
ANAYASA KÜRTLERİN İNKARINI ‘GÜVENCE’ ALTINA ALIYOR
Tarih ile şimdi, şimdi ile gelecek arasında ciddi bir bağ var. Türkiye’de 1924 Anayasası ile Kürtlerin varlığı inkar edilmiş ve bu inkar anayasal güvence altına alınmıştır. Normalde anayasa özgürlükleri güvence altına alır; ancak Türkiye Anayasası Kürtlerin inkarını güvence altına almaktadır. Var olan bir şey bu şekilde yok olmaz. Kadınlar açısından da durum böyledir.”
Söyleşi, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde kadınların nasıl rol alabileceği tartışmaları ile sonlandı.
MA