Bu yıl onlarca merkezde ” Özgürlük ve Demokrasi Newrozu / Newroza Azadî û Yekîtiya Demokratîk” şiarıyla gerçekleştirilen Newroz kutlamaları, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin sahiplenildiği kutlamalar oldu. Coşkunun, sahiplenmenin en üst seviyede olduğu Newrozlarda, başta Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü olmak üzere birçok talep yükseldi.
Katılımın en kitlesel olduğu Newroz’lardan biri, Abdullah Öcalan’ın mesajının okunduğu Amed Newroz’u oldu. Kürt siyasetçi ve Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Azad-TJA) aktivisti Sebahat Tuncel, Newroz kutlamalarını, kutlamalarda öne çıkan talepleri ve Abdullah Öcalan’ın mesajına dair değerlendirmelerde bulundu.
Sebahat Tuncel
NEWROZ’DA ÖNE ÇIKAN MESAJLAR
Kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne katılımının yoğun, coşkulu olduğunu kaydeden Sebahat Tuncel, aynı yoğunluk ve coşkunun Newroz’a da taşındığını söyledi. Newroz alanlarında toplumun verdiği mesajın Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin sahiplenilmesi olduğunu dile getiren Sebahat Tuncel, bir diğer önemli mesajın ise Abdullah Öcalan’ın Newroz’a gönderdiği mesaj olduğunu kaydetti. “Halkla Önderliği fiziki olarak buluşmasa da; ideolojik, politik olarak demokratik toplum ve özgürlük talebinde buluşmuş oldu” diyen Sebahat Tuncel, Newroz alanına yansıyan bir diğer önemli mesajın Rojava’ya yönelik saldırılar sürecinde ortaya çıkan Kürtlerin demokratik ulusal birliği perspektifinin karşılık bulmuş olması olduğunu kaydetti. Sebahat Tuncel, “Newroz alanında yapılan konuşmalarda verilen mesajlar, Kürt siyasi hareketinin bugüne kadar Önderliğiyle birlikte gerekli adımları attığı, bu adımların tek taraflı olduğu, artık adım atma sırasının devlete geldiği, müzakerelere geçişin bir an önce olması gerektiği üzerindendi” diye belirtti.
‘DEMOKRATİK TOPLUMUN BUGÜN Kİ TEMSİLCİSİ SAYIN ÖCALAN’
Demokratik toplumun bugün ki temsilcisinin Abdullah Öcalan olduğunu dile getiren Sebahat Tuncel, “Sayın Öcalan’ın mesajında geçmiş, şimdi ve geleceğin bağını iyi kurmak gerekiyor. Kadın bildirgesinde ve 27 Şubat bildirgesinde de bunu ifade etmişti. Ama burada özgürlük talebinin bir ütopya değil, artık gerçekleşebilir olduğunu ve bu Newroz’un bunun başlangıcı olması gerektiğini ifade etmesi çok önemli. ‘Demokratik komünler birliği’ diye ifade ettiği şey, komünlerin inşası, özgürlüğün örgütlenmesi açısından önemli. Evet biz tarihsel geçmişimizi de unutmayalım. Mesela Dehak’ı devletli toplumun temsilcisi olarak tanımlıyordu, aslında demokratik toplumun bugün ki temsilcisi Sayın Öcalan. Demokratik modernitenin temsilinin artık Newroz’la birlikte başlaması gerektiğini ifade ediyor. Diğer önemli konu da aslında bize yönelik. Bir türlü sistemle bağını koparmayan, o eski alışkınlıkları, yetmezlikleri, hem Sayın Öcalan’la hem de toplumun bir biriyle kurduğu yoldaşlıktaki yetersizliklerin giderilmesi, anlamanın derinleştirilerek, süreci anlayarak pratiğe geçirme konusundaki talebi, yeni politik ve ahlaki toplum diye ifade ettiği toplumsal sürecin gerçekleşmesinin zamanının geldiği vurgusu da önemli ve kıymetli” şeklinde konuştu.
‘BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM SÜRECİ’NİN NEWROZ’U’
Abdullah Öcalan’ın sürekli dile getirdiği demokratik entegrasyon ve demokratik cumhuriyet kavramlarına dikkat çeken Sebahat Tuncel, konuşmasına şöyle devam etti: “Demokratik entegrasyon ve demokratik cumhuriyet sürecinde sadece Türkiye açısından değil; bütün Ortadoğu halkları açısından her halkın, kimliğin, inancın, kültürün kendi varlığını koruması, bu varlıkların tanınması, bu varlıkların bir çatışma, ayrılık zemini değil; birleştiren, -demokratik müzakere diye ifade etmişti- kendi içerisinde de müzakere eden demokratik, özgürlükçü bir yaşamın timsali olması gerektiği üzerinden bir vurgu var. ‘Newroz bunun da Newroz’u olsun’ diye ifade ediyordu Sayın Öcalan. Yani çatışma, ölüm, zulüm değil; emperyalist politikaların halklar üzerindeki baskı politikasına hayır diyerek, Ortadoğu halklarının birlik, dayanışma ve özgürlüğünü esas alan demokratik bir yaşama öncülük eden bir yaşamın Ortadoğu’yu kurtaracağını ifade ediyor. Sayın Öcalan Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nun bütün kimliklerin bir arada yaşamasını, bir birini yok eden değil; büyüten, zenginleştiren, yaşatan bir demokratik sistemle Ortadoğu’ya çözüm olacağını ifade ediyor. Bu Newroz’un bu açıdan da öyle bir anlamı var. Bu yeni bir başlangıç. Yani özgürlük talebi artık ütopik değil, gerçekleşebilir bir talep. Bu gerçekleşebilir olan talep, sadece talep etmekle olmaz; inşa etmekle olur. Bunu da ancak biz kendi ellerimizle gerçekleştirebiliriz. O açıdan 2026 Newrozu’nu yeni bir başlangıç, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin Newrozu, yeni Ortadoğu’nun, Kürdistan’ın, Türkiye’nin Newrozu olarak tanımlamak yanlış olmaz.”
Ortadoğu’ya dönük emperyalist müdahalenin, bölgenin zengin kültürel dokusuna yönelik ideolojik bir saldırı olarak tanımlayan Sebahat Tuncel, emperyalist müdahalenin, erkek-egemen kapitalist sistemin istediği bir sistem olduğunu belirtti. Sebahat Tuncel, Abdullah Öcalan’ın bu müdahalelere son vermek istediğini ve Newroz mesajını bu yönden de okumak gerektiğini dile getirdi. Sebahat Tuncel, “Yani bir arada yaşamak mümkün. Çatışmak değil, dayanışmak; bir birini yok etmek değil, bir birinin varlığını kabul etmek ve saygı göstermek. Ortadoğu’yu ancak kadın ve ekolojik özgürlüğü esas alan demokratik, sosyalist bir yaşam kurtarabilir. Ortadoğu’nun çok kimlikli, kültürlü, inançlı yapısı bunu, demokrasiyi, özgürlüklerin güvence altına alınmasını gerektirir, varlıkların tanınmasını gerektirir” diye belirtti.
Savaşlardan en çok kadınların etkilendiğini, tecavüze, tacize, göçe maruz kaldığını ifade eden Sebahat Tuncel, bu nedenle Ortadoğu’da halkların eşitliği ve kardeşliği perspektifinin; kadınlar açısından bir talepten ziyade yaşamın esası olduğunu kaydetti.
‘TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİK GELECEĞİNİ ETKİLEYECEK SÜREÇ’
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin sadece Kürt halkının geleceğini değil, bütün Türkiye halklarının demokratik geleceğini etkileyecek bir süreç olduğuna dikkat çeken Sebahat Tuncel, “Aslında Sayın Öcalan Kürt-Türk ilişkisini yeniden değerlendirirken, tarihsel-toplumsal gelişmeler ışığında şimdiyi ele alırken, özgür bir geleceği kurmak açısından ele alıyor. Bu sadece Kürtlerin değil; Türkiye halklarının da demokratikleşme, özgürleşme projesi. Hedef, Kürtlerin varlığını tanıyacak, haklarını hukuk içine alacak ama aynı zamanda diğer halkların da hak ve özgürlüklerinin güvence olmasını sağlayacak demokratik bir cumhuriyetin inşası. O açıdan bu halkların kardeşliğini, halkların bir arada yaşamasını ifade eden bir proje. Bu nedenle Newroz’u artık gerçekleşmesi mümkün olmayan değil de, mümkün olan ve bunu nasıl yapmamız gerektiğini ifade eden bir başlangıç olarak ele almak önemli. Newroz hep baharın, dirilişin, direnişin sembolü olmuştur. Şimdi pratik olarak özgürlüğü örgütlemenin de Newroz’u olarak ele almak en doğru olandır” diye kaydetti.
‘YENİ BİR DİRENİŞ HİKAYESİ YAZILDI’
Newroz’un bir hikayesinin olduğuna fakat Kürt Özgürlük Hareketi’yle birlikte bu hikayenin yeniden yazıldığına dikkat çeken Sebahat Tuncel, “3 bin yıl önce devletli uygarlık sisteminin Kürtlere, halklara dönük zulmüne, vahşetine karşı direnişin sembolü olarak tanımlanan Newroz, 90’lı yıllarda Türkiye’de inkar, imha ve asimilasyon politikasının, Kürtlere karşı dayattığı baskı, zulüm politikalarına karşı sembolleşerek; Mazlum Doğan’ın 3 kibrit çöpüyle başlattığı, Zekiye Alkan’ın bedenini ateşe vererek harladığı, Rahşan’ın, Berivanların kendini Newroz ateşi yaparak bu inkar, imha ve asimilasyon sistemine, Kürtlerin köleliğine ‘Hayır’ dedikleri başka bir politik şeye dönüştü. Dolayısıyla yeniden bir direniş, özgürlük hikayesi yazıldı. Özgürlüğe giden yolun büyük bir mücadeleyle, emekle, çabayla olması gerektiği konusu yeniden yazıldı” ifadelerini kullandı.
‘SAYIN ÖCALAN TOPLUMUN DEĞİŞİM TALEBİNE CEVAP VERDİ’
Toplumun değişim talebinin çok net olduğunu ve sürecin bu değişim talebine cevap verdiğini sözlerine ekleyen Sebahat Tuncel, “Her ne kadar devlet bugüne kadar pratik adım atmasa da, Sayın Öcalan tarafından değişim talebine verilen bu cevap, büyük bir moral ve coşku yaratmış durumda. Zaten bu süreç başladığında Kürt Halk Önderliği şöyle bir değerlendirme yapmıştı: ‘Devletten beklenmez, sosyalist toplumu ancak sen inşa edebilirsin.’ Bunu ne kadar toplumsallaştırırsan hayat bulabilirsin. O açıdan devletin yapması gerekenler ayrı bir şey. Bizim Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni, demokratik entegrasyon sürecini, demokratik cumhuriyeti nasıl örgütleyeceğimizi, bunu nasıl mümkün kılacağımızı şimdiden örgütlemeye, pratikleştirmeye ihtiyacımız var. Bunu yapmamak için hiçbir neden yok. O yüzden tarih, şimdi ve gelecek kurgusu önemli. Tarihte yaptıklarımızı, deneyimizi, olumlu ve olumsuzlukları süzgeçten geçirerek, olumlulukları yeni sürece dahil ederek, bu deneyimler ışığında yeni sistemi yaratmak ve bunun için kendi öz gücüne güvenerek örgütlülüğü sağlamak önemli. Başaracağız, başka seçenek yok” ifadelerini kullandı.
Sebahat Tuncel, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Newroz’da ortaya çıkan potansiyel önemli. Bence herkesin bu potansiyeli örgütleme ve gerçekten toplumsallaştırmaya dair görevi, sorumluluğu var. Değişim istiyorsak, kendimizi de bu değişime tabi tutabiliriz. Beklemek değil, harekete geçmek; hareket içerisinde değişimi, dönüşümü sağlamak önemli. Kadınların, gençlerin bu harekete öncülük etmesi gerektiğini düşünüyorum.”
MA / Rukiye Payiz Adıgüzel
MA