Tutukluların Sesi editörü Shahrokh Tavakoli, savaşla birlikte cezaevlerine özel kuvvetlerin yerleştirildiğini, işkencenin yoğunlaştırıldığını, koğuş kapılarının bir birine kaynaklandığını, görüşmelerin kesildiğini, yemek, su gibi temel gıdalarda ulaşım sorunu yaşandığını söyledi.
İran rejiminin geçmişten beri kötü bir şöhrete sahip cezaevlerinde, ABD-İsrail saldırılarının ardından tutsaklar açısından koşullar daha da kötüleşmiş durumda. Cezaevlerindeki hak ihlallerini odaklanan İran’daki Tutukluların Sesi Web Sitesi editörü Shahrokh Tavakoli, savaşın başlamasının ardından cezaevlerinde işkence ve kötü muamelenin yoğunlaştığını söyledi. Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuşan Tavakoli, savaşın başlamasıyla birlikte tutukluların barınma, beslenme ve iletişim koşullarının daha da kötüleştiğini belirtti. Tavakoli, “Tutuklular, savaş veya güvenlik krizlerinde savunmasız bir grup haline geldi; çünkü ayrılma veya haklarını savunma imkanları yok. Savaş ve bombalamalar başladıktan sonra hem toplumda hem de tutuklular arasında tutukluları tehdit eden tehlikeler konusunda büyük bir endişe ortaya çıktı. İnsan hakları dernekleri ve tutuklu aileleri, Yüksek Yargı Konseyi’nin 211 sayılı Kararının uygulanması için defalarca çağrıda bulundu. Yasaya göre; savaşın yol açtığı acil durumlarda yargının tutukluların canlarını korumak için gerekli önlemlerin alınması ve bu önlemler arasında kefalet kararının değiştirilmesi, şartlı tahliye, kefaletin kabul edilmesi veya tutukluların güvenli yerlere nakledilmesi yer alıyor. Rejim bu kararı uygulamak yerine tutuklular üzerindeki baskıyı arttırdı” ifadelerini kullandı.
NOPO KUVVETLERİ CEZAEVLERİNE SEVK EDİLDİ
Tutukluların temel yaşamsal haklarından bile mahrum bırakıldığını vurgulayan Tavakoli, “Tutuklular, sağlığa erişemiyor, cezaevlerinde elektrik, su ve gaz kesintisi yaşanıyor. Rejim, NOPO (Devrim Muhafızları Özel Kuvvetleri) dediği özel kolluk kuvvetlerini cezaevlerine sevk ediyor, tutsakların her hangi bir eylemi bastırmak için. Birçok cezaevinde kapılar birbirine kaynaklanıyor ki tutsaklar kaçamasın diye. Tutsakların can güvenliği yok, bombardımanların yol açtığı tehlikelerin yanı sıra, hapishanelerin idari yapısının çökmesi nedeniyle yiyecek ve hijyen ürünleri gibi temel ihtiyaçların karşılanmasında ciddi sorunlarla karşı karşıyalar. Aslında, özellikle siyasi tutukluları bombardıman altında tutmak çifte suçtur” diye konuştu.
Tutsakların kendilerine mesajlar gönderdiğini söyleyen Tavakoli, “Tutuklulardan biri, savaş sırasında hapishane çevresinde meydana gelen bir saldırıdan sonra bazı tutukluların hapishaneden ayrılmaya çalıştığını, ancak NOPO güçlerinin onları av tüfekleri, otomatik tüfekler ve göz yaşartıcı gaz kullanarak kaçmalarını engellediğin, zamandan beri hapishanedeki yaşam koşulları son derece zorlaştığını söyledi” dedi.
‘KANTİNLER KAPATILDI’
Cezaevlerindeki kantinlerin kapatıldığını söyleyen Tavakoli, “Savaşın başlamasıyla birlikte cezaevi yönetim yapısı çöktü ve kimse tutuklulardan sorumlu değil. Birçok cezaevi görevlisi ve personeli bombalama korkusuyla iş yerlerini terk etti ve kimse tutukluların temel ihtiyaçlarından sorumlu değil, tutuklular kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kaldı. Cezaevi yetkililerinin yaptığı tek şey, tutukluların kaçamaması için cezaevi kapılarını kaynaklamak oldu. Savaştan önce, tutukluların yaşam ihtiyaçları, tıbbi ve tedavi hizmetleri, hijyen, tutukluların aileleriyle iletişimi, soğutma ve ısıtma, su, elektrik, gaz vb. ve cezaevi mağazası tutukluların ihtiyaçlarının küçük bir kısmını karşılıyordu. Savaşla birlikte bu mağazalar kapandı. Birçok tutuklunun gıda yetersizliği ve kronik açlık çektiğine dair çok sayıda rapor var. Çoğu cezaevinde sadece yetersiz bir öğün veriliyor. Birçok tutuklu hasta ve bu durumdan mustarip, ancak sesleri duyulmuyor. Özellikle yaşlı ve kadın tutukluların, hastalıklara yakalandığı ve ilaç ve tedavi eksikliğinin birçoğunun hayatını ve sağlığını tehdit ettiği bir durum yaşanıyor” şeklinde konuştu.
‘CEZAEVLERİ KAPASİTELERİNİN ÇOK ÜSTÜNDE KİŞİ BARINDIRIYOR’
Tavakoli, baskının en çok arttığı cezaevleri arasında Qezel Hesar, Mahabad ve Büyük Tahran Cezaevinde yer aldığını söyledi. Savaştan önceki eylemlerde on binlerce kişinin tutuklandığını ve bu yüzden cezaevlerinin aşırı kalabalıklaştığını söyleyen Tavakoli, “Gonbad-Kavos Hapishanesi’nin 3. Salonu’nun 1. Koğuşu’nda 3 bin 160’tan fazla tutuklu tutuluyor; oysa bu bölümün resmi kapasitesi sadece 460 kişi olarak açıklanmıştı. Ahar Hapishanesinde ise birçok tutuklunun yerde, koridorda, spor salonunda vb. yerlerde uyuduğuna dair başvuralar aldık. Evin cezaevindeki tutsaklar savaş nedeniyle Büyük Tahran Hapishanesi’ne nakledildi, 50 kişi 20 kişilik koğuşa yerleştirildi. Siyasi tutuklular, sıradan suçlular, hasta tutuklular, yaşlılar ve 18 yaşın altındaki gençler, hiçbir sınıflandırma yapılmadan aynı yerlere sıkıştırılıyor” diye belirtti.
‘AİLELER TUTUKLULARDAN HABER ALAMIYOR’
Ailelerin de tutsaklardan haber alamadığını söyleyen Tavakoli, şöyle devam etti: “Tutukluların aileleri, savaş tehditleri nedeniyle her gün mahkemelere, devrim mahkemelerine ve hapishanelere gidiyor, ancak yanıt alamıyorlar. Tutukluların aileleriyle olan, zaten kesintili olan telefon görüşmeleri, savaştan sonra birçok hapishanede kesintiye uğradı ve artık mevcut değil. Hapishane telefonlarının çoğu ya hasar görmüş ya da arızalı durumda. Tutukluların hesaplarına kontör yükleyip aileleriyle iletişime geçebilmeleri için şarj imkanı da yok. Açık görüşler de savaştan dolayı kaldırıldı. Aileler, tutukluların rejim tarafından idam edileceğinden endişe duyuyor. Bu nedenle, iletişimin kopması ve ziyaretlerin kesintiye uğraması, aileler ve toplum arasında her geçen gün daha fazla endişeye yol açıyor.”
Protestolarda birçok kişinin keyfi tutuklamalarla karşı karşıya kaldığını hatırlatan Tavakoli, “Savaş başladıktan sonra bu insanlara ilişkin bilgi akışı kesildi, bu insanların nereye sevk edildiğini, nerede tutuklu olduklarını öğrenemiyoruz. Rejim aslında insanların sokaklara geri dönmesini engellemek için bu tutukluları rehin tutuyor” dedi.
Rejimin bazı bölgelerde, cezaları bir yıldan az olan tutukluları serbest bıraktığını dile getiren Tavakoli, ülkedeki internet kesintileri nedeniyle bu sayının ne kadar olduğunun kesin olarak bilinmediğini belirtti. Siyasi tutsakların buna dahil edilmediğini ifade eden Tavakoli, “Halkı ve toplumu hayatının son anına kadar baskı altında tutmayı amaçlayan Velayet-i Fakih diktatörlüğü, siyasi tutukluların serbest bırakılması tartışmasına kesinlikle girmez” ifadesini kullandı.
‘TUTUKLULARIN YAŞAMI TEHLİKEDE’
Devrim Muhafızları İstihbaratı ve İstihbarat Bakanlığı’nın yasalara uymadığını söyleyen Tavakoli, “Bunlar kendi yargı yasalarına bile uymayan iki kuruluş ve bu çok tehlikeli; bu nedenle tutukluların ve tutukluların hayatları büyük tehlike altında. Savaştan önce bile, gece yarısı silahlı kişiler tarafından keyfi tutuklamalar çok yaygındı ve hala devam ediyor” diye ekledi.
MA