Emekli Tuğamiral Türker Ertürk, eski Deniz Harp Okulu komutanı olarak sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, ABD ve İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine olası bir askeri müdahalede bulunabileceğine dikkat çekti. Ertürk, “İran’a yönelik askeri müdahalenin nükleer silah kullanımına ve küresel bir çatışmaya evrilebileceğini” aktardı. ABD’nin bölgeye yoğun bir askeri sevkiyat gerçekleştirdiğinin altını çizen Ertürk, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma girişimlerinin başarısız olacağını öngördü ve nihai hedefin İsrail merkezli bir “alt düzen” inşası olduğunu vurguladı. Ertürk, bu süreçte “Bu bölgede İsrail’den başka bir nükleer güce müsaade yoktur” ifadesini kullanırken, Suudi Arabistan, Pakistan, Türkiye ve Mısır arasında olası güvenlik ittifaklarının ABD ve İsrail tarafından ciddi bir tehdit olarak algılandığını belirtti. Bu paylaşım, kısa sürede büyük bir ilgi gördü ve geniş çaplı tartışmalara yol açtı.
HAREKÂT TARTIŞMALARI YENİDEN GÜNDEMDE
Söz konusu mesaj, geçen yıl haziran ayında gerçekleştirilen “Operation Midnight Hammer” adı verilen askeri operacionesi yeniden gündeme taşıdı. ABD Savunma Bakanlığı’nın resmi açıklamalarına göre, 21 Haziran 2025’te başlayan operasyon çerçevesinde İran’ın Fordow, Natanz ve Arak’taki nükleer tesisleri hedef alındı. Operasyona yedi adet B-2 Spirit bombardıman uçağı aktif olarak katılırken, 14 GBU-57 tipi sığınak delici bomba ve 30’dan fazla Tomahawk seyir füzesi kullanıldı. Bu operasyon, ABD tarihindeki en kapsamlı B-2 görevlerinden biri olarak kayda geçti ve saldırının İran’ın nükleer programını geciktirmeyi hedeflediği iletildi. Ancak, bu saldırının İran’a ciddi hasarlar verdiği belirtildi.
GERİLİMLER SÜRMEKTE!
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin (CSIS) analizi, saldırının İran’ın nükleer hedeflerini tamamen ortadan kaldırmadığını, sadece zenginleştirme kapasitesini sınırladığını ortaya koyuyor. Operasyondan yedi ay sonra yaşanan gelişmeler, bölgedeki gerilimin devam ettiğini gösteriyor. ABD’nin CENTCOM ve EUCOM bünyesinde gerçekleştirdiği askeri faaliyetlerin, İran’ın misilleme tehditleriyle karşılık bulmasına rağmen, taraflar arasında tam kapsamlı bir savaş çıkmadı. Dış İlişkiler Konseyi’nin (CFR) raporunda, saldırının İran’ın nükleer programında kritik “dar noktalar” hedef alındığı, fakat uzun vadeli sonuçların hala belirsizliğini koruduğu ifade edildi.
KÖRFEZ SAVAŞLARINDAN DAHA BÜYÜK BİR TEHDİT Mİ?
Orta Doğu Enstitüsü’nün (MEI) değerlendirmelerine göre, Haziran 2025’teki “12 Günlük Savaş”, askeri açıdan belirli bir başarı sağlasa da, İran’ın nükleer konumuna dair belirsizliği artırarak yeni müdahalelere zemin hazırlayabileceği vurgulandı. Uzmanlar, Ertürk’ün açıklamalarını değerlendirirken, bölgedeki çok katmanlı jeopolitik dengelere dikkat çekiyor. ABD’nin “Yeni Dünya Düzeni” söylemleri çerçevesinde Ortadoğu ve Güneybatı Asya’da İsrail merkezli hegemonya oluşturma çabasının, İran’ı sistemin “en kırılgan halkası” haline getirdiği belirtildi. Ayrıca, Pakistan ile Suudi Arabistan arasındaki nükleer işbirliği iddialarının tabloyu daha karmaşık hale getirdiği ifade ediliyor. Türkiye’nin durumu ise, etnik temelli bölünme riskleri ile beraberinde getirerek tartışmalara neden olabiliyor. Güvenlik uzmanları, ABD’nin bölgeye yönelik sürekli artan askeri yığınağının, Birinci ve İkinci Körfez Savaşları’ndan daha kapsamlı bir süreç habercisi olabileceği konusunu gündeme taşıdı.